biŞantiye

Dünyanın En Saçma Binasına Mimari Bakış

Dünyanın En Saçma Binasına Mimari Bakış

 

   Dünya’nın en saçma binasını daha önce duymuşsunuzdur. Ben geçtiğimiz yıllarda bir  haberde görmüştüm. Dünyanın en saçma binası yıkılacak başlıklı haberde yapının yıkılmasının planlandığı söyleniyordu. O günden sonra ara ara araştırma yapmaya başladım. Kafamdaki şu soruya cevap arıyordum: neden yıkılacak? Kafamdaki sorunun cevabını bulmak için uğraşırken farklı farklı sorulara cevap aramaya başladım. En sonunda konuyu uzmanlarına danışıp yazı haline getirmek istedim. Aynı konuyu yazı haline getirmek isteyen yazarlarımızdan Tuğçe Şahan’la birlikte mini bir yazı dizisi hazırlamak istedik. İlk yazımız ‘’Dünyanın en saçma binası aslında ne?’’ başlığıyla yayınlandı. Yazıyı okumadıysanız öncelikle o yazıyı okuyup bina hakkında detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Dünya’nın En Saçma Binası Aslında Ne?

Yazımızda Dünyanın en saçma binasından yola çıkarak sektörle ilgili birçok sorunu ve konuyu ele alacağız.Bir bina yıkılabilir ne var bunda görüşünden uzaklaşarak sorunun köküne ineceğiz.

 

 

 

 

Görüşüne ilk başvuracağımız mimarımız Ömer Yılmaz.1993 yılında İTÜ Mimarlık’tan mezun olduktan sonra sahada ve proje ofislerinde çalışmış, yönetim kurulu başkanlığına kadar çeşitli görevler yapmış.Bugün ise danışmanlık hizmeti veriyor.Ömer Bey’e röportaj talebi için mail attığımda kendisinin konuyla ilgili fikirlerinin hepsini tweet serisi olarak yayınladığını bana iletti.Kendisinden izin alarak görüşlerine yer veriyorum.

 

  • Dünyanın en çirkin binası mı?

Hayır değil. Ayrıca sadece Türkçe’de karşılığı olan bir cümle. O karşılık da zaten sadece arama motorlarına öğretilmiş bir kavram olmanın ötesi değil.Dolayısıyla anlamsız bir söylem.

 

  • Gerçekten çirkin mi?

Çirkinlik üzerinden değerlendirmemek doğru olur. Şehirlerimizi çirkinlik üzerinden şekillendireceksek büyük bir çoğunluğunu yıkmamız gerekiyor. Ayrıca yapıyı güzel bulan büyük bir kesim de var.

 

  • Kahramanmaraşlılar yapıya sahip çıkıyor mu?

Bana sorarsanız Maraşlılar’ın oldukça büyük bir kesimi de yapının yıkılmasını istiyor. Buna mimarlar, eski mimarlar odası başkanlarından bir kısım vb. de dahil.

 

  • Doğru bir yapı mı? 

Özel İdareler ülkenin dört bir yanında bu tür binalar yaptılar. İsimleri de çoğunlukla “Özel İdare İş Hanı” oldu. Bu yapı da onlardan birisi.Kentin tarihi bölgesinde, olmaması gereken bir emsal kulanımı. Bu özelliği ile zamanın kent suçu bile sayılabilir.

 

  • Korunmalı mıydı? 

Buna cevap vermek kolay değil. Lakin Belediye’nin uygulamasının çok açık bir hata olduğu kuşku götürmez. Başkan olsam bu yapıyı kentin aktörleri ile açık ortamlarda yeterince tartışır, ardından gerekirse bir referandum yapılmasını sağlardım.

 

  • Referandum yıkılacak dese yıkılacak mı yani? 

Evet. Yapı korunacak nitelikte ise koruma kuruluna yapılacak başvuru ile tescilli kültür varlığı haline getirilir ve bu şekilde korunması sağlanır?Yok tescilli değilse, yıkılır.

 

  • Mimarlar Odası başvursa mesela kurulun tescil edeceğine inanıyor musunuz? 

Hayır inanmıyorum. Koruma kurulları sisteminin liyakatla ve özerk çalışan sistemi bozuldu. Bunun da iyileştirilmesi gerekiyor.

 

  • Yıkıp yenisini yapmak ekonomik mi? Sürdürülebilir mi?

Kesinlikle ikisi de değil. İyi bir bakım uygulamasıyla yapı çalışır, çok daha az para harcanır, çok daha az karbon emisyonuna neden olunurdu.

 

  • Kahramanmaraş’ta şehir ve mimarlık adına ne var?

İki yarışma yapıp bunlardan birisini (1 Kültür Park) yarım yamalak, diğerini (2 Büyükşehir binası) iyi bir şekilde uygulamış bir şehir. En iyi bina da bence Belediye binası. Trabzon Caddesi (3 ve 4) pek hoş (500m) Hepsi bu.

 

  • Yerine daha iyisi gelecek mi?

Çok büyük olasılıkla gelmeyecek. Türkiye’de bina, mimarlık ve nihayetinde şehir üretilmesi sürecinde diplerdeyiz.

 

  • Özet:

Dünyanın en çirkin binası değil.

Zamanının kent suçu.

Kahramanmaraş’ta bunun gibi yüzlerce kent suçu var.

Kahramanmaraşlı sahip çıkmadı. 

Tescilli değil.

Başvurulsa da tescillenmezdi.

Şehir ve mimarlık yıkılan yapıdan daha kötü durumda.

Yerine daha iyisi gelmeyecek.

 

Ömer Bey’in görüşleri bu şekilde. Değerli görüşlerini paylaştığı için teşekkür ederim.

 

Görüşünü alacağımız diğer bir uzmanımız Fatma Tunçay. Kendisi restoratör ve iç mimar. Aynı zamanda Harran Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

 

  • Dikkatimi çeken diğer bir konu ise mimarların hiç bir yorumda bulunmaması.Çok araştırdık ama mimarların görüşüne ulaşamadık.Mimarların görüşlerinini belirtmemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Projeyi tasarlayan mimarlar dışında pek çok mimar görüşlerini bildirmiş aslında.Kendi mimarları yapı hakkında neden yorum yapmamış dersek bir çok olumsuzlukla karşılaşmışlar.Onlar yola çıkarken çok farklı bir bakış açısıyla şehire farklı bir kimlik kazandırırız düşüncesiyle yola çıkmışlar ve onların düşüncesine pek elde edememişler. Ben biraz o açıdan baktım onların yorumlamamasına.Çok tepkiye maruz kalınca da susmayı tercih etmiş olabilirler.Tabi bu benim bakış açım.

 

  • Sizce tasarımlarını savunmaları gerekmez mi?

Kesinlikle tasarımlarını savunmaları gerekir.Ben bununla ilgili sana şu örneği verebilirim. Ben kendi öğrencilerime çizim dersinde şunu söylüyoru: ‘’attığınız tek bir çizgi bile sizi yansıtır’’.Hepiniz birer çizik atabilirsiniz ama o çizikte sizin kişiliğiniz ve attığınız çizikte sizin yansıttıklarınız çok farklıdır.Bu da tasarıma dönüştürüldüğünde bambaşka şeyler ortaya çıkarıyor.Yani doğru ya da yanlış iyi bir tasarım ya da kötü bir tasarım bunlar göreceli kavramlar olduğu için bu tasarımın arkasında durmaları gerekir.Yaptığın işi savunman gerekir.Mimarlarının da tabi ki bunu yapması gerekirdi.

 

  • Birinci soruya ek olarak mimarların telif hakkı var mıdır? Bir mimarın izni olmadan yapının işlevi ya da tasarımı değiştirilebilir mi , yıkımı yapılabilir mi?

Mimarın tabii ki telif hakkı vardır. Yaptığı işin; her yaptığı yapının , mekanın tasarımı üzerinde hem  telif hakkı vardır, hem de tasarladığı şeyin üzerinde değiştirilip- dönüştürülmesinde de hak sahibidir. Mimarın izni olmadan tabi ki değiştirilip dönüştürülemez. Bunlara belediyeler, bazı kurumlar müdahale edebiliyor ama as olan yönetmelikte yer alan mimarın yetkisi olmadan değiştirilip dönüştürülemeyeceğidir.

 

  • Yönetmelikte böyle yer alıyor peki bu şekilde ülkemizde uygulanıyor mu? 

Çok çok nadir uygulanıyor.Zaten binaya baktığımızda, mühendislik ve mimarlıkta, google aramalarında şöyle bir başlıkla karşımıza çıkıyor: dünyanın en saçma binası. Bu bile aslında bizim mimarlık ve mühendislik alanlarında özellikle neleri yapıp neleri yapamadığımızı da gösteriyor.Kendimizi nasıl yansıttığımızı da gösteriyor.Sıkıntının büyüğü aslında buradan oluşuyor ve çıkıyor.

 

  • Tasarımını nasıl buldunuz sizce böyle tasarlanmasındaki amaç nedir?

İlk baktığımda tamamen bir beton yığını görüyorum.Ben çok beton sevmiyorum, gelenekselciyim biraz. Geleneksel malzeme seviyorum, onun da etkisi olabilir. Estetik bir yanı yok. Üç ana rengin hangi amaçla bir araya toplandığı, oradaki renkler üzerinden insanların algılarını mı oluşturmak ya da algıda seçiciliği mi oluşturmak hedeflenmiş açıkçası bunun altı araştırılmalı, buna bakmak gerekli. Bununla ilgili onlarca bir tez yazılır bence. Yani benim bakış açımdan beton yığını olduğu için çok estetik görünmüyor. 

 

  • Binanın ortasında boşluklar koyulmasının bir amacı olabilir mi?

Doluluk boşluk oluşturulmaya çalışılmış, oradaki amaç daha az mekan oluşturmak olabilir. Dışarıdan baktığımızda içerisinde daha az mekanların olduğu bir bina. O doluluk boşluklar onu oluşturmuş .Öyle bir amaç güdülmüş olabilir başka bir düşünceyle yola çıkıldığını zannetmiyorum. Kamu binaları daha resmi daha soğuk görünen binalardır. Yapılaşması daha cepheseldir.

 

  • Yıkılma sebeplerinin arasında şehrin siluetini bozmasını da sebep gösteriyorlar. Yapıların şehirlerinin siluetini bozması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konu yıkıma sebep gösterilebilir mi?

Gelenekçi bir bakış açısıyla bana sorarsan evet kesinlikle yıkılması gerekir diye düşünüyorum ama her binayı da yıkmaya kalkarsak şehri darmaduman etmiş oluruz. Şimdi Kahramanmaraş geleneksel evlerin, geleneksel malzemenin çok kullanıldığı bir şehrimiz değil; betonarmenin daha çok kullanıldığı, cumhuriyet döneminden sonra daha çok yapıların oluşturduğu bir şehrimiz. O yüzden şehrin siluetini çok bozduğunu düşünmüyorum .Bir Mardin’le kıyaslamak gerekirse, mesela Mardin’de böyle bir bina kesinlikle şehrin siluetini bozar ve çok dikkat çeker. Dikkat çekmesinin yanında olumsuz nedenler oluşturur ama ben Maraş’ta bu kadar olumsuz nedenler oluşturduğunu sanmıyorum.

 

  • Yıkılması için bu bir sebep değil o zaman?

Değil, evet.

  • Dünyanın en saçma binası olarak ünlenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunun yapıya olumlu yönde bir katkısı olur mu? Sizin projenize böyle bir isim takılsa ne hissedersiniz?

 

Dünyanın en saçma binası olumsuz bir kavram olarak gözüküyor ama bunu bir reklama dönüştürdüğümüzde ya da bunu olumlu bir algıya dönüştürebilme avantajı yine bize aittir. Biz istersek onu olumlaştırabiliriz. Benim projeme böyle bir şey söylenmesi hoşuma gitmezdi ama  eğer ki söylenmişse oradan bir çıkış yakalardım ve olumsuzu olumluya çevirmeye çalışırdım.

 

  • Ömrünü tamamlamamış birçok yapı çeşitli nedenlerle yıkılyor bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunu bir sorun olarak görüyor musunuz?

Her malzemenin olduğu gibi betonun da bir ömrü vardır. Belli bir zaman sonra yıkılıp yeniden yeni bir bina inşa etmelerini doğru buluyorum ama bunun yanında da şunu düşünüyorum: sürdürülebir bir malzeme kullanırsak eğer neden yıkıp başka bir maliyetle yeni binalar inşa edelim. Bu görüntü kirliliği, uzun bir süre hava kirliliği başta olmak üzere bir çok olumsuzluğa neden oluyor. Çevresel faktörleri çok fazla. Yani sürdürülebilir malzemeler kullanılırsa ben yıkılma taraftarı değilim ama betonun dediğim gibi belli bir ömrü vardır. Yani bu binanın yıkılması öyle olunca doğru bulmuş oluyoruz.

 

  • Bina 28 yıllık bir yapı, 28 yılda da binanın ömrünü tamamladığını düşünmüyorum. Binanın dayanıklılığı ölçüldüğünde olası depremlere dayanabileceğini söylüyorlar. Bununla ilgili yorumunuzu sormak istiyorum. Yapısal ömrünü tamamlamadan yıkılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

O zaman bir sorun olarak görünür çünkü ben malzemeden yola çıkarak o yorumu yaptım. Buradan bina yapısal olarak mimari olarak değil mimarinin dışında daha çok yorumlara,çevre  faktörünün etkisiyle yıkılmaya gitmiş olduğunu görüyoruz. Yani burada mimari etkileri çevresel etkilerden daha az ön plana çıktığını görebiliyoruz. Daha çok çevresel faktörlerle bina yıkılmış. Dayanıklılığı görsel açıdan verdiği estetik kaygısı değil çevresel faktörler etkili olmuş.

 

  • Yapı yıkılmayıp yenilenseydi; farklı amaçlarda kullanılmasına, onarılmasına bir mimar olarak nasıl bakardınız?

 

Yapıların yeniden işlevlendirilmesi tabi ki günümüzde çok daha etkili ve az maliyetli olan durumdur.n Biliyorsun ki maliyete de önem verilen bir dönemde yaşıyoruz. Özellikle inşaat malzemelerinin  dışardan temininin sağlanması bile Türkiye’de çok büyük bir problem. O yüzden yeniden işlevlendirilmesi yenilenmesi benim bakış açımdan çok daha iyi olurdu. Hatta böyle bir yapıyı yeniden işlevlendirmek isteseydim  bir tasarım atölyesi, bir sanat galerisi yapılmasını tercih ederdim. Binanın kimliğinin, ruhunun oradaki sağlanacak işlere ve oradaki yapılacak santasal faaliyetlere de etki etmesi açısaından böyle bir şey yapılabilirdi.

 

  • Binanın onarılıp dönüştürülmesi yıkılıp tekrar yapılmasından daha maliyetli olduğu öne sürülüyor. Bu size gerçekçi geliyor mu?

Bu binanın yıkımının maliyeti yüksek olduğu için yıllarca durduruldu.O yüzden bana çok resmi olmayan rakamlar samimi gelmiyor, doğru da gelmiyor 

 

  • Mimarlıkta postmodernizm nedir? Bu yapıya postmodern bir yapı diyebilir miyiz?

Evet postmodernizme örnek bir yapı diyebiliriz. Çünkü postmodernizmde işlevsellik ön plandadır ama akılcı bir görsellik, estetik kaygısı yoktur. Tamamen bina bize onu hissettiriyor buradan yola çıkılmış olabilir.

 

  • Şehirler ve yapılar tasarlanırken bilgisi olmayan kişilerin görüşlerine ne kadar yer verilmeli? Yapının yıkılmasına veya değişiklik yapılmasına kimler karar vermeli?

Yapıyla ilgisi bilgisi olan uzmanların, yapıyla ilgili gerçek manada işini bilenlerle istişare yapılıp, yıkılmasını doğru buluyorum. Bu maalesef günümüzde yine mevcut olmayan bir şey. Özellikle belediyecilik devreye girince, hiç bir yapı kendi kimliğini koruyamamaya gitmeye başlayınca tamamen bilinçsizce yıkılmaya gidiliyor. Bu sadece Kahramanmaraş’taki bina için geçerli değil. Bugünkü konumuz o olduğu için üzerinde bu şekilde duruyoruz ama birçok binanın bir çok yapının kaderini belediyecilik ya da belediye belirledikten sonra doğru yanlış ya da yapının kimliği sorgulanmadan yıkılıyor. Yani bunu tabi ki doğru bulmuyoruz. Yapının yıkılmasında, onarılmasında yenilenmesinde mimarlar odası, alanında uzman mimarlar ,mühendisler ,bunun alt alanlarında çalışan birçok meslektaşlarımız var.Onlarla hareket etmek gerekiyor. 

 

  • Son olarak neler eklemek istersiniz?

Son olarak şöyle toparlayayım, ben bina hakkında görüşümü en başta söylemiştim. Bir betonarme yığma yapı olarak görüyorum ama binaya daha detayı baktığımızda 3 ana rengin kullanılması binaya bir estetik algısı oluşturulmaya çalışılmış. Pek yakalanamamış, özellikle işlevsel bir mekan kazandırılamamış. Bunlar çok önemli şeyler. Toparlayacak olursam bina yıkılmayıp yeniden işlev kazandırılabilirdi, farklı bir alan olarak kullanılabilirdi ya da korunarak iş merkezi olarak da kullanılabilirdi. Dediğimiz gibi 28 yıllık bir ömrü olan binanın depreme dayanıklılığı ölçüldükten sonra eğer depreme dayanıklılık süresi tamamlanmamışsa yıkılmasını ben doğru bulmuyorum.

 

Bişantiye Görüşü

Yazımızın bu bölümünde bişantiye yöneticilerinden İnşaat Mühendisi Hasret YÜKSEL Şefimizin görüşlerine yer vereceğiz.

 

  • Yapımın mimarlarının yıkımı hakkında görüş belirtmemesi ve görüşlerinin alınmaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu kadar medyaya yansımış bi yapının mimarı olsam ve bu yansıma olumsuz bi yansıma olsa belki ben de sessiziğimi korurdum. Nitekim bilinmez ama tasarımı yapan mimarlar beğenerek yapmış olacak ki proje bizzat uygulanmış. Tabi şöyle bi durumda var ki reklamın iyisi kötüsü olmaz. 🙂

 

  • Şehrin siluetini bozması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir yapının yıkılması için bir sebep olabilir mi?

Evet, şehrin siluetini bozduğu bi gerçek. Her şey bir yana çok iddialı, devasa. Çevre yapılar yanında çok ufak kalıyor. Fakat burada herkesin aklını kurcalayacağı gibi benim de aklımı kurcalayan bir soru var ki; yapılmadan önce bu silüete bakılmadı mı? Bakılmadığı çok aşikar. Belki de medyada bu kadar yankılanmasa yıkımı gerçekleşmeyecek bir yapıydı. Ve nitekim sadece silueti bozan bu yapı değil, Türkiye’nin her yerinde ne yazık ki mevcut. Sadece bu yapı fazlasıyla gündem oldu. Silueti bozan her yapıyı yıkamayız, bu sebepten yapım şartlarını daha özenli hale getirebiliriz. Şartnameler bu anlamda daha ağır, daha katı olabilir.

 

  • Tasarımını nasıl buluyorsunuz?

Tasarımı yapan mimarlara saygısızlık etmek istemem, nitekim bir eserdir ve yapılmış. Ama yorumlamamda bir sakınca olmadığını düşündüğümden sebep, çok estetik bulmuyorum. Cephe renkleri çok uyumsuz ve yapı bir bütün haliyle çok kaba gözüküyor. İlk bakıldığında karmaşık bir yapı izlemini veriyor. 

 

  • Yapının farklı amaçlarla kullanılmasına (onarılmasına) nasıl bakıyorsunuz

Hem farklı bi amaç için kullanılabilir hem dış cephesinin özellikle tekrardan revize edilmesi daha hoş bi görüntü yakalamak için uygun olabilirdi aslında.

Hasret Şefimize de teşekkür ediyorum.

 

   Sarı Bina şimdi tarihe gömüldü. Daha çok sarı binalar tarihe gömülecek gibi duruyor. Bunun başlıca sebebinin yapı kıyımının ülkemizde bir sorun olarak görülmediğine bağladım. Bu konuyu pek çok kişiye sordum. Aradığım cevapları kimsede bulamamıştım. Ben hâlâ bunun büyük ve çözülmesi gerekilen bir sorun olarak görüyorum. Yıkılması için gösterilen nedenler bana inandırıcı gelmedi. Silueti bozan bütün binaları yıkıyor muyuz? Peki tasarım aşamasında bu sorunun ortaya çıkacağını farkedemeyecek kadar aciz miyiz? İki sorunun cevabı da hayır. Yapının Kahramanmaraş’ta değil de daha büyük kentlerimizden birinde olsaydı bu kadar konuşulmayacağını düşünüyorum. Burada yıkılmasının farklı nedenlerden olduğu ihtimali daha yüksek. Maalesef sektörümüz de güç sahiplerinin söz hakkı daha fazla. Biz de buna alışmışız gibi görünüyor. Yık denilirse yıkıyoruz, yap denilirse yapıyoruz. Bu yazımızda öne çıkarmak istediğim konu buydu. Asıl sorun bir sonraki yazımızda. Diğer yazımızda sürdürülebilirliği ön plana çıkaracağız. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bıramak hepimizin sorumluluğunda. İnşaat sektörüne, yani bizlere çok fazla iş düşüyor.

Bir sonraki yazıyı da okumanızı tavsiye ederim. Şimdilik görüşmek üzere.

 

KAYNAKÇA:

www.aa.com.tr

www.yenişafak.com

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2019-2023 biŞantiye | Tüm hakları saklıdır.